Kimse DÜŞ’lerinin Terkine Uğramadı

•Nisan 24, 2009 • Yorum yapın

cairobyani_widescreen

Nedense; benim etrafımda, hayatlarının karnına basıp canlarının acıdığından yakınan, anlaşılmaz trajedilere alışmış veya alıştırılmış binlerce insan vardır.
Bir okul kapısında umut arayışı, bir gece mavisinde renk arayışı, bir deniz sahilinde huzur arayışı, bir dostun sesinde özlem arayışı, iki damla gözyaşında çare arayışı, bir annenin kucağında şefkat arayışı, bir sigara dumanında yalnızlık arayışı olan bu insanlara benim de hayatımın da garip bir sempatisi vardır. Onların hayatlarındaki bütün kapıların açma kollarının arkada olduğunu ve bütün kapıların onların yüzlerine kapalı durduğunu düşünürüm. Onları görmezden geldiğim zamanlar, günlerce acı çeker, acaba benim yüzümden mi diye kendimi suçlarım.
Yine de, bir bahar sabahı pembe hayalleriyle, hayatın ortasında dimdik durup, kader çizgilerinde umut gözleyen bu insanlara ne zaman baksam, gözbebeklerinde kendimi görürüm. Bazen düşünürüm; yoksa ben de onlardan birimiyim.

Kalbimin bütün kapılarının çıkmaz sokaklara açıldığı tezatlıkları vardır hayatımın. Zamanı tersinden yaşadığım, kelimeleri tersinden yakaladığım, başım döndüğünde dünyanın tersine döndüğüne inandığım çıkmazları vardır hayatımın. Bu yüzden midir; yoksa bilemediğim başka bir nedeni mi vardır anlayamadım ama yaşadığım sürece, en iyi arkadaşım olduğuna inandığım hayat, ruhumun içinde, henüz kazananı belli olmayan ve harp sahnesini andıran bu kördüğüm olmuş tersliklerimden dolayı, beni memnun edemediğini düşünüp, dayanılmaz sancılar çekmektedir. Her şeye rağmen, benim ve hayatımın dümeni kırılmış bir gemi gibi sürüklenip, bilinmez derinliklerde alabora olmamızı engelleyen kaçamayacağımız bir gerçek vardır. O da ölümün benimle birlikte hayatımı da; hep açık duran kapısından istediği an içeri çağırıp ilmek ilmek dokunabileceği gerçeğidir! …

Hayat bana, kendisine bir düşün değil, binlerce düşün penceresinden bakıp, gerçeğe hangisinin daha yakın durduğunu keşfetmemi söyledi. Ben ona bir düşün penceresinden baktım, hiçbir gerçek göremedim. O ise; aldırmaz tavrıma bakmadan, beni memnun edemediği için ağır sancılar çekti! Çektiği sancıları bana hissettirmemek için baharlarda gül oldu gülümsedi, dallarda yaprak oldu yeşerdi, kırlarda çiçek olup renklendi. Ben onu dalından koparıp soldurdum, O iki damla gözyaşı döktü…
— Ağlıyor musun? Dedim
- Bunlar sevinç gözyaşları, dedi.
Hayat bana yalan söyledi! Ben ona küstüm, o bana hâlâ küsmedi. Şimdi de, baharla birlikte kapımda bekliyor. Düşünüyorum; alsam mı onu içeri? O zaten hep içimde değil mi? Şimdi git sonra gel desem, o benimle gelip, benimle gidecek değil mi? Kış örtüsünü çekmeden, kardelenler açmadan gelme desem, onlar zaten hayata merhaba demek için açan, onu yeşertmek için örtüsünü çeken değil mi? Aklımın ve yüreğimin kapılarından girmeden benim olamayacaksın desem, o zaten; aklım ve yüreğimden de içerde değil mi? Ben mi onu yaşıyorum, yoksa hayat mı beni yaşıyor?. Ben mi onun içindeyim, yoksa hayat mı benim içimde? O galiba, gözlerim kapalıyken görebileceğim bir suret, kulaklarım kapalıyken sevebileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda, bana bakan bir yüzdür. .

Kimse, düşlerinin terkine uğramadı! Ben de…
Hayatım zaten bir düş, bir gün düşeceğim toprağa ve gözlerimi sonsuz hayatın kapılarından girmek için kapatacağım. İşte o zaman, hayat denen bu düşten ilk kez uyanmış olacağım!

Nurdal Durmuş

Hazan Vakti = Hüzün Vakti

•Ocak 5, 2009 • Yorum yapın

Düş Hekimi ArşivYaz bitti, güz kendini göstermeye başladı.
Göçmen kuşları yavaş yavaş göç hazırlığında.
Dahasıcak bölgelere,daha güney illere doğru uçma telaşındalar.

Börtü-böcek kış erzaklarını şimdiden stoklamaya çalışıyor. Karıncaların çalışkanlığı ve canlılığı, tam da cırcır böceklerini kıskandıracak cinsten. İşlerini,ihmale ve yarına bırakmıyorlar.

Artık bir müddet sonra doğada,ne göçmen kuşlarından bir ses, nede börtü-böcekten bir resital dinlemek olası değil. Tabiatta canlı-cansız her şey kabuk değiştirecek ve bir tâdilata uğrayacaktır. Belki de bir çoğu asıl adreslerine taşınacaktır. Tıpkı insanların;yazlık-kışlık gibi adreslerini,ikiye ayırdıkları şeklinde…

Bostanlar bozuldu, bozulmak üzere. Herkes kurutluğunu devşirmede zamanla yarışıyor.

Söz gelimi salçalıktı, dolmalıktı, pestildi, sucuktu ve sergiydi derken; bağlarda bozulacağı günü bekliyor.

Yaylacılar,yaylalardan ineli şimdi oralarda ıssızlık hâkim. Akbabalar,Kartallar gökyüzünde sayılı birkaç gün daha ”cevelan” ederse ne mutlu.Gayrı dağdaki kurtlarında,azı dişleri sızlamaya başlar. Çünkü ortalıkta yaz mevsiminin bolluğuna nazaran bir “darlık” tecelli edecektir. Ama bu hiçbir zaman; “aç kurt’un kısmetini veren Allah!” bağlamında değildir.

Sularda da bir dinginlik  bir yorgunluk görülmektedir. Deli çaylar, deli deli,köpük köpük akmıyor. Sanki prangaya vurulmuş.İlkbaharın kar suları,boran yağmurları “bir yıl sonraya buluşmak ümidiyle…” diyerek, gözden kaybolmuş. Derelerin çayların mahzunluğu da sanırım bundandır.

Ağaçlar,sararan yapraklarını dökmede,gazeller; yel ile savrulmada.Badehu,yeşilliğin üstüne “bozkır” şalı çekilmededir.Kuzey kısımlara çiğ düşecek,güz gülleri üşüyecektir.

Güneş görmeyen yerlerde;küf mantarları ve yosun oluşacaktır.Ve aynı güneş;enerjik gücünü kaybettiğinden,hazan vaktini yaşayan ihtiyarlar;duvar diplerine oturarak,güneşin son ışınlarından faydalanacaklardır. Bir dahaki seneye, “kim öle, kim kala!” sözü, yoğunluk kazanacaktır.

Şairler; hazan vaktini,hüzün vaktine benzetmişler. Ayrıca,insan olgusunu,mevsimlere göre tasnif eylemişler. Bekleyiş,doğuş,yaşayış ve ölüş. Bekleyişi; kış ayının durağanlığına, Doğuşu; ilkbaharın canlılığına,Yaşayışı;yazın ”neşvünema” bulmasına, Ölüşü; sonbaharda canlıların,aktivitesini yitirip, “sekerâtül mevt”, yâni ölüm dalgınlığına doğru gitmesine benzetmişler.

Dolayısıyla;hazan vaktini,hüzün vaktine tahvil etmenin somut mantığı çıkıyor ortaya ki,
şairler;genellikle mânâ yüklü duygusal şiirlerini bu mevsime denkleştiriyorlar.Örneğin:

Yahya Kemal Beyatlı, EYLÜL SONU  başlıklı şiirinde;

“Günler kısaldı,Kanlıca nın ihtiyarları;
Bir bir hatırlatmakta geçen sonbaharları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…
Yazlar;yavaşça bitmese,günler kısalmasa…”
diyor.
Bende âcizâne aynı düşünce
ve aynı duygusallık içerisinde,”HAZAN” başlıklı bir şiirimde:

Yapraklar dökülende heyhat! güz mevsiminde,
Gözlerin ufuklara mıhlandığı zeminde…
Ölümle pençeleşen,hastanın son deminde,
Şakağından süzülen,boncuk boncuk teriyim;

Ben hüzün şairiyim,ben hüzün şairiyim!. diyerek,yukarıda ele aldığım “tema”yı
bu şekilde perçinlemeye çalışıyorum.

Hülasa, her şeyin takdiri,tecellisi Cenabı Allah’ın hükmüne bağlıdır.Biz ise;ancak olaylarda, “müsebbip” ararız. Günler, haftalar, aylar, yıllar ve mevsimler; “mutlak irade”nin, hükmünü icra eden unsurlardır. Gerisi, bağlar gazeli…

Ahmed Süreyya Durna / Edebiyat Mezunları
 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.